17 Haziran 2012 Pazar

AŞK'A VE TERK'E DAİR


           




Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında... En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak... Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur.
Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını. Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya. Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: "Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..." Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler...Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden... Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size... Hoyrattır, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden... "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz... "Madem öyle..." nin çağı başlar ondan sonra... Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece... Daha özgür olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...


 Ama sonra... ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi... Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye... Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden... Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu...
Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
Sürünür gidersiniz...


 Can Dündar



SENİ ÇOK ÖZLEDİM BİTANEM



BAĞLANMAYACAKSIN



   
 BAĞLANMAYACAKSIN
O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

Can YÜCEL

16 Haziran 2012 Cumartesi

YEDİ UYUYANLAR



Yedi Uyuyanlar, Kur'an'da Ashab-ı Kehf (Eshâb-ı Kehf) adıyla anılan, hem İslam'da hem de Hıristiyanlık’ta var olan bir hikâyedir.

Selçuk-Efes’te bulunan Yedi Uyuyanlar Mağarası her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti bu bölgeye çekmektedir.
M.S. 250’li yıllarda Dakyus isimli bir kralın yönettiği putperest bir ülkede 7 genç Hıristiyan olmakla suçlanır.

İnançlarını değiştirmeleri istendiğinde karşı çıkan bu 7 genç ölümle cezalandırılınca dağa kaçarlar ve orada ibadet etmeye başlarlar.

Öldürülme korkusuyla köpekleriyle birlikte bir mağaraya sığınan gençleri bulan kralın adamları, kralın da emriyle mağaranın girişine kalın bir duvar örer.
Burada ölmeleri beklenen gençler derin bir uykuya dalarlar.
İnanışa göre 7 genç bu mağarada 200 sene uyumuştur. Kehf suresinde ise bu süre 300 sene olarak belirtilir.


Ashab-ı Kehf uyandıklarında geçmiş olan zamanında farkında değildir. Uykudan kalkmaları, birbirleriyle konuşmaları ve içlerinden birini şehre göndermeleri Kur'an'da geçer. Bunlar şehre gidip yiyecek getirecek kimsenin (Yemliha’nın) elbise değiştirerek halini kimseye bildirmeden gidip gelmesini uygun görürler.

Yemliha, bunu kabul edip şehre geldiğinde çok değişmiş bir şehir bulur. Farklı yorumları mevcut olan bir hadiseyle bu kişi geçen zamanın farkına varır ve o zamanın hükümdarının yanına götürülür.

İnanca göre bu hükümdar gençlerin dinindendir. Başlarından geçenleri hükümdara anlatır. Daha sonra gidip arkadaşlarına haber verir. Daha sonra tekrar hepsi uykuya dalarlar ve bu uyku zaman dilimi 4 bin yıl civarındadır.

Pek çok versiyonu bulunan bu inanışla ilgili mağaranın sınırları içinde olduğunu iddia eden 33 kentin 4 tanesi ülkemizdedir. (Afşin, Selçuk-Efes, Lice ve Tarsus)

Hıristiyanlar tarafından kabul edilen sürümdeki mağara, Selçuk ilçesindeki Efes antik şehrinin yakınlarındaki Panayır Dağı eteklerinde bulunmaktadır.

Bu mağaranın, üstüne bir kilise yapılmış hali 1927-1928 yılları arasındaki bir kazıda ortaya çıkarılmış, kazı sonucunda 5 ve 6. yüzyıla ait olan mezarlar da bulunmuştur. Yedi Uyuyanlar' a ithaf edilmiş yazıtlar hem mezarlarda hem de kilise duvarlarında bulunmaktadır.

5 Haziran 2012 Salı

Dünya' nın En Tehlikeli 6 Adası


                                    Dünya' nın En Tehlikeli 6 Adası





           Ilha de Queimada Grande Brezilya (Yılan Adası):  Dünyanın en tehlikeli adalarından biri. Üzerindeki yeşil örtünün altında belki de dünyanın en zehirli yaratıkları kol geziyor. Dev anakonda yılanlarının evi olan bu ada Brezilya'da 'Yılan Adası' olarak da anılıyor. 430 bin metrekarelik alanı kaplayan bu tehlikeli ada, Sao Paulo şehri yakınlarına denk düşüyor. Metrekare başına ortalama beş yılanın düştüğü adada dünyanın en zehirli yılanları yaşıyor. Zaman zaman bazı bilim adamlarının çalışma üssü haline gelen adada daha önce de bir balıkçı ölü bulunmuş. Muz toplamaya giden balıkçı aynı anda birden fazla yılanın saldırısından kurtulamadığı için feci bir şekilde can vermiş. 

         Poveglia Adası (Ölüm Adası):  Poveglia, İtalya'da Venedik ve Lido arasında kalan bölgede küçük bir ada parçası. Adanın boyu küçük ama saldığı nam büyük. Adanın tüyler ürperten imajı Roma İmparatorluğu dönemine dayanıyor. Ortaçağ'da binlerce vebalı hastanın bu adada karantinaya alınmasından dolayı adada binlerce ceset bulunuyor. 
Avrupa'daki büyük veba salgınında büyük görev üstlenen bu adada tarih boyunca tamı tamına 160 bin kişi can verdi. Adada yaşayan küçük bir grup insan en son 1380 yılında adayı terk etti ve 1922 yılına kadar ada boş kaldı. 1922 yılında da adaya bir akıl hastanesi inşa edildi. 










Efsanelere göre akıl hastanesinde görev yapan bir doktor hastalarının neredeyse tamamını işkenceyle öldürünce hastane hizmete kapatıldı. Bugün hastanenin sadece kalıntıları ayakta kalabilmiş durumda. Adada adım başı insan kemiklerine ve cesetlere rastlanabiliyor. Ruhların adası Poveglia oldukça tehlikeli tüyler ürpertici.





        Ramree Adası : 
  Birmanya'da (Myanmar) yer alıyor. Adanın yüzölçümü ortalama 1350 kilometrekare. İkinci Dünya Savaşı'nda kanlı savaşlara sahne oldu. 1945 yılında 900 kişilik bir Japon ordusu burada bozguna uğratıldı. 
Çamur yığınları içinde ölen askerlerin ruhlarının hala adada olduğu düşünülüyor. Ada ayrıca sıtma taşıyan sineklerin, zehirli örümceklerin ve diğer öldürücü canlıları ana vatanı. Dev timsahların yer aldığı adada bazı askerlerin timsahlar tarafından parçalandığı ağızdan ağıza geçen efsaneler arasında yer alıyor.




             Izu Adası : Japonya'nın güneyinde yer alan adalar dizisine verilen addır. Adada yüksek oranda sülfür maddesi bulunduğu için insan yaşamına pek olanak tanımıyor. Fakat adada yaşayan da yok değil. Dev volkanik püskürmelere sahne olan adada büyük patlama öncesinde belli sayıda insan yaşıyordu. Bu nüfusun bir kısmı bugün de hala adada ayakta kalmaya çalışıyor. Fakat bugün yüzlerinde gaz maskeleriyle yaşıyorlar. Adada gecenin bir yarısı gaz salınımı alarmları çalabiliyor. Bu sirenler havadaki tehlikeli gaz miktarının arttığını haber veriyor. Zaman zaman bu seviye  ölümcül seviyelere de ulaşabiliyor.





    Pasifik'teki Çöp Adası :

         Tamamen çöplerin meydana getirdiği bir ada olabilir mi? Evet olur! Plastik malzeme bildiğiniz gibi doğada yok olmuyor. Aynı zamanda küçük parçalara da bölünemiyor. Büyük 




Pasifik’teki Çöp Adası (Great Pasific Garbage Patch) çevresel atıkların yüzde 70 ile 80 arası karalardan gelen ve çoğunluğu tüketim sonrası deniz ekosistemine dalgalar ve fırtınalarla sürüklenmiş atıklardan oluşuyor.


                     Fiji Adası : 

        Dünyanın cennet adalarından bir tanesi diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Fiji'nin ilginç bir geçmişi var. Aslında 300 adadan oluşan bu adalar bütününde kökeni yamyam olan insanlar yaşıyor Adada eski dönemlerde özellikle çocuklara ilgi çok büyüktü. Bu nedenle çocuk kaçırma, çocuğa işkence yapma gibi gelenekler bir dönem yaygındı. Şimdilerde turistleri çeken bu tropikal ada geçmişinde derin izler taşıyor. 


Adada 1839 yılında kadın, erkek ve çocuklardan oluşan 20 kişinin cesedi bulunmuştu. Yamyamların bu insanları yemek için öldürdüğü düşünülüyor. 








     
          Güzel olan herşey,neden kötü  olmak zorunda?...
    




               
             FACEBOOK'TA PAYLAŞ

26 Mayıs 2012 Cumartesi

ASİM YILDIRIMDAN HİKAYELER

ASİM YILDIRIM

TÜRK OLMAK

FATİH SULTAN MEHMET


AYRILIK


AFFET BABACIĞIM


N.F.K





                                                        FACEBOOK'TA PAYLAŞ

22 Mayıs 2012 Salı

Şems-i Tebrizi




Şems-i Tebrizi



Bazen "Nasılsın" demeye bile cesaret edemezsin
Çünkü başkalarıyla iyidir, Bilirsin...


Allah der ki;
Kimi benden çok seversen onu senden alırım..ve ekler, Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.
ve Mevsim geçer, Gölge veren ağaçların dalları kurur, Sabır taşar, Canından saydığın yar bile bir gün el olur..Aklın şaşar, Dostun düşmana dönüşür, Düşman kalkar dost olur, Öyle garip bir dünya.Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur..
Düşmem dersin düşersin, Şaşmam dersin şaşarsın. En garibi de budur ya, öldüm der durur, yine de yaşarsın."

Hz. Mevlana



"Bir kadın, söyleyecek çok şeyi olduğu halde susuyorsa,
erkek artık tüm şansını kaybetmiştir".

P. Neruda
 

www.tips-fb.com

2 Mayıs 2012 Çarşamba

KARATEPE-ASLANTAŞ AÇIK HAVA MÜZESİ



ÇEKTİĞİM RESİMLER
















KARATEPE-ASLANTAŞ AÇIK HAVA MÜZESİ



     Karatepe Geç Hitit Çağında (M.Ö. 8 yy.) Adana OvasıHükümdarı Asativatas tarafından, krallığını kuzeydeki vahşi kavimlere karşı korumak üzere, bir hudut kalesi olarak yaptırılmıştır.  Kurucusundan dolayı Asativadaya adını alan bu yer M.Ö. 725-720 tarihlerinde Asur kralı 5 Salamonsor veya M.Ö. 680 yılında Asarhaddon tarafından ele geçirilmiş, yıkılıp yakılmıştır. 
     Yıkılan kale sur duvarlarının kalınlığı 2 ila 4 m genişliğinde, kalenin iç ve dış duvarları ise 4 ila 6 m yüksekliğindedir. Kuru, harçsız yapılan çift duvar arasındaki boşluk taş, moloz ve toprakla doldurulmuştur. Kalenin doğu-batı çapı 196 m, kuzey-güney çapı ise 376 metredir. Kale 18-20 m aralıklarla tespit edilebilen 28, tespit edilemeyen 6 olmak üzere 34 adet dikdörtgen burçlarla tahkim edilmiştir.    Tepenin zirvesinde, saray olduğu tahmin edilen iki tane yanmış bina harabesi ve zahire kuyuları mevcuttur. Kalenin biri güneybatısında, diğeri kuzeydoğusunda olmak üzere iki kapısı vardır.     Güneybatısındaki giriş kapısında kırık parçalarla ekli iki aslan heykeli vardır. Sağ ve sol yan odacıklarda esmer ve açık sarı, sert taneli bazalt taş bloklar üzerinde duvar kaplaması niteliğinde, o günün inanç ve yaşayışını sergileyen çeşitli figür rölyefleri (taş kabartmalar) ve aynı metin olmak üzere, karşılıklı Finike (çivi) ve Hitit hiyeroglif yazıları mevcuttur. Kapı içinde ise yaklaşık üç metre boyunda fırtına Tanrısının heykeli bulunmaktadır.       Kuzeydoğu kapısında insan başlı, aslan gövdeli, karşılıklı iki sfenks vardır. Sağ ve sol odacıklarda Güneş Tanrısı rölyefi ve diğer çeşitli rölyefler ile karşılıklı aynı metin olmak üzere, Finike (çivi) ve Hitit hiyeroglif yazıları mevcuttur.       Karatepe 1946 yılına kadar bilim aleminin meçhulü olan biryerdi. Saimbeyli’den koyun otlatmaya gelen çobanlarca tesadüfen bulunmuş ve öğretmen Ekrem KUŞCU tarafından   Adana Müzesi Müdürü Naci KUM’a bildirilmiştir.    1946 yılının ilkbaharında Alman arkeolog Bossert başkanlığında kazı çalışmalarına başlanır. Halen bu çalışmalar Halet ÇAMBEL tarafından yürütülmektedir. Yıkılan kale duvarlarının bir örneği doğu-batı istikametinde yeniden inşa edilmiştir.     Buradaki Finike (çivi) yazıları sayesinde, önceleri tam çözülememiş olan Hitit hiyerogliflerinin okunmasına imkan sağlayan bir anahtar ele geçmiştir. Dünya üzerindeki Hitit yazıları ilk defa burada okunmuştur. Bu yazılarının çözülmesiyle Anadolu’da M.Ö. 2000 yılına kadar giden hiyeroglif yazıların tamamı okunmuştur.    Karatepe-Aslantaş’daki eserler, mimari bir bütünün parçaları oldukları için yerlerinden sökülüp kapalı bir müzeye taşınmamıştır. “Açık Hava Müzesi” kurularak eserlerin burada sergilenmesi yoluna gidilmiştir.     Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi’nin bulunduğu yer, Anadolu’daki diğer ören yerlerinden çok farklıdır. Burası, Aslantaş Barajının yapılmasıyla üç tarafı baraj gölüyle çevrili olup baraj gölü ve Andırın Ovası’na hakim bir tepede bulunmaktadır. Müze, bir yarımada şeklindeki burun üzerinde ve etrafı ormanlarla kaplıdır.   Karatepe, Çukurova’yı Andırın-Göksun üzerinden İç Anadolu’ya bağlayan ve “Akyol” (Ağyol-Kocayol) diye  anılan tarihi kervan yolunun üzerindedir. Bu yol ; Hititlerden önce, Hitit döneminde ve haçlı Seferleri sırasında kullanılmıştır. Yakın zamanlara kadar Yörüklerin göç yolu da olmuştur.      Yerli halk, aslan heykellerinden dolayı buraya “Aslantaş” demektedir. Fakat ülkemizin diğer yerlerinde de pek çok Aslantaş vardır. Diğerlerinden ayırt edilmesi için, örene en yakın topografik noktanın Karatepe olmasından dolayı buraya,   Karatepe-Aslantaş denmesi daha uygun görülmüştür.       Ceyhan ırmağının doğu sahilindeki Domuztepe de Geç Hitit Çağına ait bir yerleşim alanıdır. Müzenin iki km kuzeyindeki Kum Kalesi Haçlılar tarafından yaptırılmıştır. Kale bugün baraj gölünün suları altında kalmıştır.Buradaki yazılardan kısa bir örnek :“Adanava kralı ben Asitivadas’ım. Güneş İlahı’nın adamı, Fırtına Tanrısı’nın kulu, Avarikos’un büyük yaptığı Adanava memleketini, doğusuna, batısına genişlettim. Komşu krallarla iyi geçindim. Karşı gelenleri ayağımın altına aldım, ezdim. Bolluk ettim. Açları doyurdum, huzur ve güveni sağladım. Silahlı erkeklerin gezemediği bu yerlerde genç ve güzel kadınların yalnız başlarına kirmen eğirerek huzur ve güven içinde gezmelerini sağladım. Kim, benim yaptığımın bu kaleyi ve kapıyı yıkar, bu nizamı bozarsa Tanrı belasını versin. Yalnız benim adım ölümsüzdür, güneş ve ay gibi”. 





 KARATEPE-ASLANTAŞ AÇIK HAVA MÜZESİ

NOT: BURADAKİ AÇIKLAMALAR ALINTIDIR. SADECE RESİMLER ŞAHSIMA AİTTİR

RAMAZAN ÇİFTÇİ